Bir Topoğrafya

Hasan Cem Çal

Fol Sinema, 19 Nisan 2016 tarihinde İstanbul Film Festivali’nin desteğiyle Michael Snow’un La Région Centrale filmini 16mm formatında gösterdi.

Gösterimin ardından Hasan Cem Çal, ‘La Région Centrale: Bir Topoğrafya‘ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazı, yazarın izni ile yayınlanmaktadır.


Stan Brakhage’ın Metaphors On Vision‘ı şu şekilde başlar: ”Öyle bir göz tahayyül edin ki; insan-yapımı perspektif yasaları tarafından tahak
küm altına alınm
asın; bir göz ki, bileşimsel mantığa karşı tarafsız kalsın; bir göz ki, her şey adına etkin hâle gelmesin, ama hayatta karşılaşılan her nesneyi algının serüveninden geçirebilsin.” Brakhage’ın b
unu başardığına, gerçekleştirdiğine şüphe yok. Dog Star Man‘in, The Act of Seeing with One’s Own Eyes‘ın, Window Water Baby Moving‘in varlığı bile yeterli bir neden olarak görülebilir. Ya da yalnızca Commingled Containers‘ı da sayabiliriz. Akla ilk gelenler bunlar, ama bir bütün olarak Brakhage’ın filmografisinin, bahsedilen özgül göze, bir mefhum olarak görmenin kendisine adandığı, rahatlıkla söylenebilir. Michael Snow’unsa, Brakhage’ın Metaphors On Vision‘da betimliyor olduğu gözü gerçekleştirenlerden biri olduğunu, ta en baştan belirtmek gerekiyor. Söz konusu Snow’un La Région Centrale‘i olunca, yalnızca bu gözün gerçekleştirilmesinden değil, ama bir uzantı vasıtasıyla, bir başka makine (tripod) aracılığıyla, imkânlı kılınmasından, icat edilmesinden de söz ediyoruz. Böylece, yalnızca kameranın özgül bir kullanımından değil, ama bir tadil edilişinden, bir modifikasyonundan da bahsedebiliriz. Pekâlâ; nasıl oluyor da insan-yapımı perspektif yasalarından, bileşimsel mantıktan ve her şey adına etkin hâle gelmekten azade bir göz hayal edebiliyoruz, hatta gerçekleştirebiliyoruz? Brakhage’ın cevabı Snow’unkinden farklı olacaktır; çünkü filme, formata yaklaşımı farklıdır; onunki insanî, belirli durumlarda ise hayvanî bir gözdür. Ama her ne olursa olsun, organiktir. Bu, insan gözüne öykünen bir anlayışa, temsilî bir kümelenmeye işaret etmez; ama, tam aksine, filmin dokusunda (pelikül) gerçekleştirilen bir takım müdahalelere gönderir, ve çok daha fazlasına da.

Snow’a gelindiğindeyse, Brakhage’dan tamamen farklı bir alana giriş yapıyoruz. Bu, gözün inorganik bir hâlidir. Yalnızca insanî ya da hayvanî bir kondisyona işaret etmeksizin, organik olan her türlü mevcudiyetin dışında bir gözden, bakıştan bahsediyoruz. Hatırlayalım; Wavelength‘in zoom’unu, insanî bir imkânsızlığın giderilmesi olarak görebiliyoruz; Back and Forth’ta, dinamik bir gözün, statik bir doğrultuda işlevsel hâle getirilmesine tanıklık ediyoruz; Presents‘te, herhangi bir imajın yayılımına; gevşemesine ve kasılmasına maruz kalıyoruz. Snow’un, inorganik bir göze yöneldiği, gereksinim duyduğu ilk ânı araştırmak yersiz; çünkü Snow’un filmleri, ta en başından itibaren, kameranın ve ona iliştirilebilecek tüm parçaların, mevcut görüde yaratabileceği olanakları, ve bu olanakların keşfini kapsıyor. Böylelikle, Snow’un, kamerayı; bir makineye, bir mekanizmaya; fonksiyonel ve inorganik mânâda devingen bir alete benzetiyor olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki, bu alet ve edevat bütününü, bir uzantılar toplamı olarak da kabul edebiliyoruz. Bu alet ve edevat bütününün, bir uzantılar toplamı hâline gelmesiyse, en belirgin şekliyle, La Région Centrale‘de karşımıza çıkıyor. Snow’un tasarladığı, icat ettiği bir tripod’un, belki de süper-tripod demek gerekir, aracılığıyla; her yönün tayin edilebildiği, verili uzamın her noktasının taranabildiğinden bahsedebiliriz. Öyle ki, zoom’un dahi ayarlanabildiği, kameranın kapatılıp, açılabildiği bir mekanizmadan söz ediyoruz. Ama bu mekanizma, bir tripod’dan oluşmasına karşın, Snow’un diğer işlerinden, örneğin Wavelength‘le Back and Forth‘tan, La Région Centrale‘i ayıran da faktör oluyor; hatta, belki de, o zamana dek olagelmiş film pratiğinden de. Şöyle ki: La Région Centrale‘in tripod’u, sabit bir mekanizmaya işaret etmiyor. Evet; tripod’un eklemlendiği platform sabit, ama tripod’un kendisi değil. Böylelikle; boşlukta salınan, koordinatları belirsiz, umarsızca devinen bir gözden, tam da bu noktada, imkânlı bir mevcudiyet olarak, söz edebiliyoruz. Deleuze’ün Hareket-İmge‘de dediği gibi; ”Michael Snow’un La Région Centrale‘i algılanımı ham ve yabani bir maddenin evrensel varyasyonuna yükseltiyorsa, bunu aynı zamanda ondan yerin ve göğün, yatayın ve düşeyin yer değiştirdiği, referanssız bir mekân çekip çıkarmadan yapmaz.” [1]

La Région Centrale‘in başlangıcında göz, platformun ekseni etrafında döner; verili platformdan birkaç santim uzaklıkta, ki gölgesini görebilecek denli yakındır, toprağı arşınlamaya başlar. Gölge ise, doğal olarak, zamana, güneşe bağlı bir hâlde mevcudiyetini korur ya da korumaz. Ama bu, La Région Centrale‘de, tayin edilen yönü ya da ulaşılan irtifayı anlamak açısından, elimizdeki tek faktördür. Öyle ki, ışık, her an deviniliyor olsa da, koordinatları belirlemek için, bir denge sağlamak için, işlevsel hâle gelecektir. Belirtildiği gibi; La Région Centrale‘de ışık, mutlak bir konum bildiremez; çünkü her ânı hareket hâlinde geçiren bir mekanizmayla entegre hâle gelinmiştir. Bu nedenle de, ışığa, güneşe ancak cepheden bakıldığı kısacık anlarda konum ve, dolayısıyla da, denge sağlanabilir. Denge sağlanmak istenir; çünkü karmaşık bir devinim dizisi sıralanır, fakat bu diziyle nasıl başa çıkılacağı, bir zemin ile bağlantılı kılınmaksızın hareketin nasıl zaptedileceği bilinmez. Snow’un La Région Centrale‘i, her geçen an, bu zeminsizliği daha da bir yeğinlikle, daha da bir yoğunlukla ortaya koyar. La Région Centrale‘in, bir eksenin izleği ile hareketini başlatıyor olması mânâlıdır; çünkü gitgide bu eksenden kopacak, her an daha da uzaklaşacak, durmaksızın devinecek ve tekrardan bir merkezî konum elde edecektir, ta ki tayin edilecek hiçbir yön kalmayana dek. Ama La Région Centrale‘i, yalnızca bir devinim dizisi ya da bir hareket varyasyonlaması olarak da görmemek gerekiyor; bir kuvvet (force) incelemesi, tatbikidir de. Evet; Snow’un hareket ile, ve birçok hareket ile, standart bir tripod’un gerçekleştiremeyeceği, imkân veremeyeceği birçok şey denediği doğrudur. Ama bu, hareketin, ya da hareketin sağladığı kuvvetin, yalnızca tayin edilen yön aracılığıyla, sadece devinimin kendisine eğilerek sağlandığı anlamına gelmez. Öyle ki, La Région Centrale‘de, kadraja içkin bir basınç, kaydedilen objelerin ters yüz edilmesi vasıtasıyla, düz bir yüzeyde (ekran) yerçekiminin uygulanmasıyla, elde edilir. Bu, yalnızca bir ters yüz etmeye işaret etmez; ama bir yatay (horizontal) kuvvetin, bir dikey (vertical) kuvvet ile harmanlanışına da gönderir. Ansızın değişen kuvvetler, ki kuvvetler dönüşürken hareketin devamlılığını sağladığı unutulmamalıdır, kadraja, sınırlara, çerçeveye (frame) ve çerçevelemeye (framing) karşı bir direnç olarak da görülebilir.

Snow’un La Région Centrale‘de zoom’u da bu kuvvetlerin incelemesinde, süper-tripod’a entegre hâlde bir faktör olarak kullandığı görülür. Öncelikle, bir saha, ki bir dağ başından ve kayalardan oluşur, kadraja içkin bir hâlde kuvvetini değiştirene dek, devinim sağlanır; ardından bu kuvvet ile hareketin devamlılığı kotarılır; ve sonrasındaysa, kuvveti değiştirmeksizin, yalnızca zoom’la, yakınlaşarak, basınç artırılır. Snow’un burada dört şeyi denediği çok açıktır: birincisi, nesnelerin, kadraj dahilinde, yerçekimine olan dirençlerini test etmek; ikincisi, bu direncin basıncını artırabilmek için sürati devreye sokmak; üçüncüsü, bu nesnelerin, ki bunlar ufuk çizgisine dizilmiş ve dikey hâle getirilmiş kayalıklardır, ışığı yalıtmasına, ardına almasına izin vererek gök ile yer arasında bir kontrast yaratmak; dördüncüsü ise, bu kontrastın farkındalığını, yoğunluğunu artırmak amacıyla, nesnelere, göğü yutarcasına, zoom’lamaktır. Böylelikle, nesneye uygulanan sürati, nesnenin yalıtmış olduğu ışığı ve bu ışığın nesneyle olan bağını da, bir hareket kümelenmesi içerisinde, kavramış oluruz. Ama bu, ne tek kümelenme şeklidir, ne de sonuncu olacaktır. La Région Centrale‘in doğrusal (linear) ve döngüsel (circular) kuvvetleri de harmanladığını söylemek gerekiyor, ki bu, yatay-dikey zıtlığına nazaran, çok daha dinamik bir salınıma işaret ediyor: Kamera; ufuk çizgisinde, soldan sağa doğru deviniyor, doğrusal bir devinim içerisinde, ama bir anda, doğrusal devinimi sürdürmekteyken, döngüsel bir devinimi de içermeye başlıyor. Ve bu, doğrusal bir devinimden, döngüsel bir devinime geçişe ya da tersine işaret etmiyor; ama bir doğru üzerinde, döngüsel bir devinime gönderiyor. Böylece, yatay-dikey zıtlığının keskinliğini, ancak bir doğru ile temas edildiğinde, çemberin doğruya teğet geçtiği anda yakalayabiliyoruz. Ama hâlâ, dengenin sağlandığı, kısacık da olsa, bir an bulunmakta; ki Snow’un yitmesine gayret gösterdiği şey tam da bu.

Bu denge, bir bakıma, işitsel kuşağın, görsel kuşakla direkt bir etkileşimine, entegrasyonuna da işaret eder. La Région Centrale‘de, sesin ehemmiyetine pek de değinilmez; bu, devimin fazlasıyla ön planda olmasındandır, ki bu da normaldir. Ama La Région Centrale‘de  hareket, ya işitsel kuşağın, ki hışırtılar, cızırtılar ve vızıltılardan oluşmaktadır, egemenliğindedir, ya da onunla birlikte, koşut hâlde, müşterek bir şekilde tanımlanır. La Région Centrale‘in ta en başında kamera, ancak işitsel bir sinyal verildiğinde harekete geçer; işitsel olanın görsel olan için uyarıcı bir hâle geldiği; onu stabil bir devinimden kurtardığı, ivme (momentum) kazandırdığı söylenebilir. Pekâlâ, neden vızıltı, cızırtı ve/veya hışırtı, diye de sorulacaktır; çünkü uzam, ki bu görsel olandır, ancak farklı karakterde bir başka uzam aracılığıyla, ses uzamı (sound space) tarafından uyarılabilir. Hâlihazırda mekân, insanî her türlü imkândan arındırılmışken; bir uğultu, cıvıltı ve/veya hırıltı, işlev görmeyecektir; çünkü Snow, görsel kuşağı insanî olandan arındırdığı kadar, işitsel kuşağa da bu müdahaleyi gerçekleştirir. Böylelikle, görsel-işitsel bir mekaniğin; inorganik bir uyarımın, işleyişin temeli de atılmış olur. La Région Centrale‘in işitsel kuşağına gelindiğinde, şunu da eklemek gerekiyor: Ses, yalnızca bir uyarıcı olarak değil, ama bir metronom olarak da işlev görüyor; bu, en çok da zoom’un kullanıldığı, doğrusal, soldan sağa ve tersine, devinimlerde açığa çıkıyor. Hareket, hem bir senkronizasyonu (synchronization), hem de bir aksaklığı (malfunction) kapsıyor; çünkü Snow’un taramak için bölümlediği uzam, onu katediş ritmiyle uyuşmuyor. Bu, Snow’un, doğrusal-döngüsel, yatay-dikey, vs., olarak belirtilen kuvvetleri incelerken de uyguladığı bir şey. Öyle ki, Snow, ki bu komiktir de, döngüsel-döngüsel bir hareket ile, bunu en uç noktasına taşıyor: Kamera, 360° dönerken, bir de kendisi dönmeye başlıyor; ve bu dönüşler, bir daireden çok, bir elipsi andırıyor; çünkü elips, daire kadar düzgün bir şekil değildir; dairenin her bir noktası merkeze eşit uzaklıktadır, elipste ise değişkendir. Snow’un, filmin adını La Région Centrale (Merkezî Bölge) koymasına şaşmamak gerekir. Ama bu, merkezî bölgenin olumlaması değil, olumsuzlamasıdır; çünkü Snow, her türlü zemin, merkez ve derinlik fikrinden, La Région Centrale‘in her geçen ânı uzaklaşır. Öyle ki, Snow, La Région Centrale‘in sonunda, bütün bir uzamı ve kapladığı nesneleri, çizgilere ve renklere indirgeyene dek, süratini artırır; ve La Région Centrale‘in muhtelif birçok ânında gördüğümüz X’i, ki bu merkezî bölgeyi, çerçevenin merkezini belirtir, hem gökten yere, hem de yerden göğe doğru çizer.

La Région Centrale‘de tüm bir merkezîyet yitene dek göz, salınımını sürdürür. Artık, süzülen bir gözden çok, salınan ve/veya uçuşan bir gözden söz edilebilir. Öyle ki, göz, bir noktadan sonra yorgun düşer ve, sesin de dinmesiyle, göğe yükselir. Kamera; hiçbir hareketin ayırt edilemediği, toprağın derinlikleri ne kadar karaysa, o denli ak olan göğe doğrulur. La Région Centrale‘de yalnızca bir beyazlığa ya da yalnızca bir siyahlığa maruz kaldığımız anlar olduğu doğrudur, ama bu anlar, hareketin bir imkânına da gönderir; çünkü Snow, yine hareket vasıtasıyla, bu dipsizlikten kurtulur. Bu yönüyle, La Région Centrale‘in bir topoğrafya (yerbetim) olduğu söylenebilir. Ama unutmayalım; La Région Centrale, bir yer ile açılmış olabilir, fakat bir gök ile kapanır.

1. Deleuze, Gilles. “Duygulanım-İmge: Nitelikler, Güçler, Herhangi Mekânlar.” Translated by Soner Özdemir. In Hareket-İmge, 163. İstanbul: Norgunk Yayıncılık, 2014.